Dijital dikkat ekonomisi hayatımızı nasıl ele geçirdi?

Kimliklerimiz artık birer geribildirim döngüsüne dönüşmüştür.

Paylaş
Dijital dikkat ekonomisi hayatımızı nasıl ele geçirdi?

Paris’teki Louvre Müzesi’ni ziyaret ettiğimde, “Mona Lisa” tablosunun gerçekte ne kadar küçük göründüğüne –ki bu yaygın bir tepkidir– ve odadaki çoğu insanın resme bakmadığına ben de şaşırdım. Telaş içinde, telefonlarıyla tablonun fotoğrafını çekmeye çalışıyorlardı; bazen kendilerini de kadraja alıyorlardı, bazen almıyorlardı. Bilhassa Leonardo Da Vinci’nin meşhur eserini çevreleyen kalın koruyucu camın neden olduğu yansımalar göz önüne alındığında, hepsi nafile birer çaba gibi görünüyordu. Çoğu insan tabloyu kendi gözleriyle zar zor görebiliyordu, fakat yine de kendilerini tabloyu fotoğraflamaya vermişlerdi.

Oraya varmadan önce o gün müzeyi neden ziyaret edecekleri sorulsaydı, muhtemelen hepsi ziyaretlerinin amacının sanat eserini bizzat görmek olduğunu söylerdi. Oysa yaptıklarına bakılırsa, daha ziyade sanat eserini izleyen kendilerini izlemeye gelmişe benziyorlardı.

Susan Sontag vaktiyle fotoğrafın bize nesnelerin nasıl göründüğünü değil, yalnızca o nesnenin fotoğrafının nasıl göründüğünü gösterdiğini söylemişti. O kalabalık galeride bir oda dolusu insanın da nesnenin kendisiyle görüntüsünü takas ettiğini görmüştüm, hemen hepsi görüntünün nesneyle doğrudan temas kurmaktan daha değerli olduğuna inanıyordu. Deneyim, bütünüyle yaşanmadan paylaşılabilir bir şeye dönüştürülmüştü.

Bazıları tabii ki telefon kamerasının yalnıza o ânı kaydettiğini iddia edebilir, fakat gerçek şu ki kamera o ânın amacını yeniden tanımlıyor. Bu durum her yerde kendini tekrarlıyor. Konserlerde, ön sıralarda havaya kaldırılmış ekranlar parıldıyor. Müzisyen performansını sergilerken –bazen sadece birkaç metre uzaklıkta olsa bile– hayranları kameralarının kaydından konseri izliyor ve sürekli kadrajlarını kontrol ediyorlar. Manzaralı seyir noktalarında insanlar selfie çekmek için manzaraya sırtlarını dönüyorlar. Restoranlarda ışık ayarı ve farklı açı denemeleri yaparken tabaklarındaki yemekler soğuyor. Ebeveynler de okul gösterilerinde hayatlarında yalnızca bir kez katıldıkları etkinlikte (burunlarının dibinde olmalarına rağmen) çocuklarını telefon ekranından izliyorlar.

Bu davranışların hepsinin ortak noktası, belgelemeden ziyade doğrulama amaçlı olmalarıdır. Deneyim, başkalarının gözlemleyebileceği biçimde yaşanmazsa eksik bulunur. Sadece orada bulunmak artık yeterli değildir. O ânın geçerli sayılabilmesi için görülmesi de gerekir.