Şiddetli bir mutluluk arzusu

Mutluluk sürekli ertelendikçe, yaşamak istediğimiz hayat da bizden uzaklaşıyor.

Paylaş
Şiddetli bir mutluluk arzusu

Kırmızı bir pankartın üzerinde beş kelime yazıyor: Un violent désir de bonheur. Şiddetli bir mutluluk arzusu. Fransa’da sokağa çıkan gençlerin taşıdığı bu pankart, ilk bakışta birbirine pek yakışmayan iki sözcüğü yan yana getiriyor: şiddet ve mutluluk. Birincisi insana öfkeyi, çatışmayı, yıkımı hatırlatıyor. İkincisinde ise huzura, sevgiye ve hayatın güzelliğine ilişkin bir beklenti var. Fakat bu iki sözcük yan yana geldiğinde, mutluluk hakkında alıştığımızdan çok daha güçlü bir düşünce ortaya çıkıyor. İnsanların güzel bir hayatı ne kadar istediklerini, bundan vazgeçmeye nasıl da niyetlerinin olmadığını anlatan bir fikir.

Mutluluğun böylesine kararlı bir ifadeyle talep edilmesi üzerinde durmaya değer. Çünkü bize çoğu zaman mutluluğu beklememiz öğütleniyor. Önce çalışmamız, sabretmemiz, sorumluluklarımızı yerine getirmemiz, yeterince başarılı olmamız gerekiyor. Bütün bunların ardından mutlu olabileceğimiz söyleniyor. Hayatımızın en güzel yıllarını gelecekte yaşayacağımız günlere hazırlanarak geçiriyoruz. Ne var ki gelecek bir türlü gelmiyor. Bir sorumluluk bitiyor, yenisi başlıyor. Bir hedefe ulaşılıyor, sonra daha büyüğü beliriyor. Mutluluk her defasında biraz daha ileriye taşınıyor.

Fransa’daki kırmızı pankart, bu alışkanlığa karşı güçlü bir itiraz taşıyor. Mutluluğun sürekli ertelenmesine razı olmayan insanların sesini duyuruyor. Üstelik burada mutluluğu istemenin neredeyse bir meydan okuma sayılması, yaşadığımız topluma ilişkin çok şey anlatıyor. İnsanların mutlu olma arzusu neden bu kadar büyük bir öfkeye ihtiyaç duyuyor? Güzel bir hayat sürmek, nasıl olup da uğruna mücadele edilmesi gereken bir talebe dönüşüyor?