Geri dönüşü olmayan o nokta
Asıl mesele, başkalarına değiştirebilecekleri bir dünya bırakabilmektir.
Uyandığınızda evinizin bulunduğu sokağın tek yönlü bir sokağa dönüştüğünü hayal edin, yalnızca trafiğin yönü değiştirilmiş. Fırın her zamanki saatinde açılıyor, belki biri kaldırımda valizini sürüklüyor. Bu, belirli bir politik hissi andırır: Olasılıkların usulca daraldığı bir dünyada sıradan yaşam kaldığı yerden devam eder. Hâlâ seçimler vardır, hâlâ gazeteler yayımlanıyordur, akşam yemeğinde siyasi tartışmalar da yapılıyordur. Ama sokağınızda ne olacağı, sokağınıza neler yapılacağı konusunda söz hakkınız olduğundan o kadar da emin değilsinizdir.
Bu hissi belki de en yalın haliyle ifade eden cümle şudur: “Artık geri dönemeyiz.” Bu söz, neyin kaybedildiği dahil, neredeyse hiçbir konuda anlaşamayan insanlar arasında dolaşıp durur. Birisi için yok olmaktaki dünya güvenilir kurumları barındırmaktadır, bir başkası için toplumsal yaşamı anlaşılır kılan sınırları, bir diğeri içinse gerçeklerin bir tartışmayı kesintiye uğratabileceğine dair umudu. Her biri farklı bir geçmişi taşır. Ortak noktaları ise politik zamanın değiştiğine dair inançtır. Olaylar artık devam eden bir tarihin parçaları olarak görünmez. Arkamızdan kapanan kapılara dönüşürler. Sanki gelecek başka ihtimaller üretmeden önce kazanımlarını kalıcı hale getirmek zorundaymış gibi, gidişatın yönünden memnun olanlar bile tuhaf biçimde köşeye sıkışmış gibi konuşur.
Bu inancın doğru olup olmadığı sorusunu bir kenara bırakıp, yeterince insanın bu inanca göre yaşamaya başladığını varsayalım. Mensupları olası geleceklerin yelpazesinin daraldığına, hatta bir gelecekleri olmadığına inandığında bir topluma ne olur? Beklenti, pratik bir güce dönüşür: Kime güvenileceğine, neye tahammül edileceğine, katılım gösterilip gösterilmeyeceğine, ne zaman ayrılınacağına dair kararlara etki eder. Geri dönüşsüzlüğe olan inanç, tanımladığı koşulların oluşmasına katkıda bulunur. Kilitli olduğuna inanılan bir kapı yıllarca açılmadan kalabilir. Ama gerçekten kilitli kapılar da vardır, bir de kolu bir kez daha çevirmelerinin söylenmesinden yorulmuş insanlar. Her kayda değer analiz, bu zorluktan yola çıkmalıdır.