“Bana kızmanı bile özledim İrfan Abi”
İrfan Alış’ın hayatında müzikle insan olmak birbirinden ayrı şeyler değildi. İrfan Abi’nin dünyayla bir meselesi vardı.
İrfan Alış bana kızardı. Oyunculuğu, yazmayı, üretmeyi bırakmamam gerektiğini söylerdi. Başka işler yaparak yeteneğimi köreltmemi istemezdi. Haklı olduğu yerler vardı. Ama hayat da bildiğiniz gibi. Bu ülkede insan bazen yapmak istediği işi yapabilmek için hiç istemediği işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Bunu ona uzun uzun anlatmama gerek yoktu, zaten biliyordu. Yine de kızardı. Çünkü vazgeçmemi istemiyordu.
Ölümünün ikinci yılında, İrfan Alış’ı anmaya nereden başlayacağımı düşünürken aklıma ilk gelen şey ne bir Peyk şarkısı ne de bir konser oldu. Hatırladığım şey, bana kızmasıydı. İnsanın kaybettiği birinin kızmasını bile özlemesi ne tuhaf. Ama İrfan Abi’yi özlüyorum. Çünkü kızgınlığının altında dostluk vardı. Bir insanın başka bir insanın yeteneğine, emeğine ve geleceğine inanması vardı. İrfan Abi böyle biriydi.
Onu yalnızca sahnede tanıyanlar için İrfan Alış, Peyk’in kurucusu, solisti ve söz yazarıydı. Benim içinse bütün bunların yanında hayatıma dokunmuş, sözünü esirgememiş, sohbet ettiğim, sevdiğim bir abimdi. Bugün onu anlatırken yalnızca müziğinden söz etmek istemiyorum. Çünkü İrfan Alış’ın hayatında müzikle insan olmak birbirinden ayrı şeyler değildi. İrfan Abi’nin dünyayla bir meselesi vardı. Bu ülkeyle, adaletsizlikle, yoksullukla, savaşla, insanın insana reva gördükleriyle…
İrfan Abi’nin öfkesi her şeye kızıp hiçbir şey yapmayan insanların öfkesine benzemezdi. İrfan Abi taraflıydı. Gezi’de, ekoloji mücadelelerinde, insan hakları söz konusu olduğunda, savaş karşıtlığında tarafını görebilirdiniz. Söylediği sözün hayatında bir karşılığı olmasına önem verirdi.