0 ile 1 arasında: The Leftovers ve birisini kaybetmek
The Leftovers, 0 ile 1 arasını anlatıyor. Dizinin bütün yapısı, varlıkla yokluk arasındaki titreşime dayanır: bir anda yüzde ikinin kaybolması, dünyanın 1’den 0’a düşmesidir.
Herkesin yapacak bir işi var Yersiz, beceriksiz olan benim. Ben farklı olanım, Çünkü besinim anne sütü
Tao Te Ching, Lao Tzu
Not: Bu yazı diziyle ilgili sürpriz gelişmeleri ele vermektedir.
“Anne, anne, duyuyor musun beni? Duyuyorsan ben buradayım. Elim alnında annem,” diye seslendiğim yaklaşık 30 günün sonunda bunun beyhude olduğunu –geç de olsa– anladım. Belgin duymuyordu hiçbir şeyi, annem nasıl duysun? Bir şey duyulacaksa, önce Belgin duymalıydı, duyarsa o duyardı zaten. Bu yazı Belgin’e yazıldı. Kendisi iyi bir okur olan ve vaktiyle basılan romanımı okuduktan sonra, “İyi bir ilk roman ama eleştirilerim şunlar…” diyerek ayaklarımın yere basmasını sağlayan Belgin’e.
Bir süredir aklımda yalnızca 0’lar ve 1’ler var. Bir de, annem aramızdan ayrıldığından beri, The Leftovers adlı dizi. Tekrar, tekrar ve tekrar. Özellikle de üç bölümü. HBO’da 2014–2017 yılları arasında yayınlanan The Leftovers dizisini, Erich Neumann ve Marion Woodman’ın arketipsel ve bedensel dönüşüm modelleri üzerinden ele alacağım.
Neumann’ın The Origins and History of Consciousness ve The Great Mother kitaplarında tanımladığı kahramanın bilinçdışına iniş, ejderhayla yüzleşme ve yeniden doğuş süreci, dizide Kevin Garvey’nin varoluşsal parçalanma ve bütünleşme hikayesi olarak okunabilir. Buna karşılık, Marion Woodman’ın The Pregnant Virgin’de geliştirdiği dönüşüm anlayışı, ruhsal iyileşmenin yalnızca zihinsel değil bedensel bir yeniden doğuş olduğunu vurgular. Onun için gerçek dönüşüm, bilincin karanlık rahmine inip oradan yeni bir varlık biçimiyle çıkabilmektir. Bu çerçevede Nora Durst’ün hikayesi, kaybın ardından sessizlik, yas ve anlatı aracılığıyla kendi bedeninde yeniden var olmayı öğrenen bir kadının süreci olarak okunabilir. Woodman’ın bakışında Nora’nın yolculuğu, bastırılmış feminenin bedende uyanışıdır: sezgiyle, kederle ve tanıklıkla varlığın yeniden somutlaşması. Dolayısıyla The Leftovers, yalnızca bireysel yasın değil kolektif bilinçdışının iki yönlü bir mitolojik dramatizasyonu gibi geliyor bana: biri eril kahramanın içe dönen yolculuğu, diğeri dişil kahramanın yeniden doğuşu.
Bu yazı, dizinin “International Assassin”, “The Most Powerful Man in the World (and His Identical Twin Brother)” ve “The Book of Nora” bölümlerini bu iki arketipsel hat üzerinden birlikte okumayı amaçlıyor; ölüm, kayıp, kimlik ve anlamın içsel dinamiklerini çözümlemek için. Konuyu tabii ki sana bağlayacağım. Sonuçta seninle olan bağım üzerine de yazılmış bir yazı bu. Hakkını vermeye çalışacağım.
En başta 0’lar ve 1’ler dedim ya, işte The Leftovers, 0 ile 1 arasını anlatıyor.