Ahlakımızı diziler mi bozdu?
Tüketim için yaratılan her popüler kültür ürününün önceliği tüketicisinin değerleriyle örtüşmesidir.
Bir acıyı unutamadan diğerinin yasını tutmaya başladığımız, bir suçlunun cezalandırıldığını göremeden ötekinin peşine düştüğümüz memleketimizde her korkunç gelişmenin ardından yaşanan döngü hep aynı: Haberleri izle, üzül, öfkelen, sosyal medyaya gir, saldırıyı ve saldırganı kına, topyekûn çürüdüğümüzü tekrarla. Meselenin bir de medya ayağı var: magazinleştir, cadı avı başlat, daha fazla güvenlik politikası iste, sonraki infial halini bekle.
Son birkaç yıldır her felakette yana yakıla sarıldığımız “sosyal çürüme” kavramı, sorunun şiddetini kısmen tespit etse de kaynağını yanlış yerlerde arayarak haklı öfkemizin hedefini her seferinde şaşırtıyor. Bir şeylerin ters gittiği hepimizin malumu. Peki ya öyleyse yaşadıklarımızın giriş ve gelişme kısımlarının sorumlusu kim? Mesela saldırganları yetiştiren aile mi? Bu gidişata dur demeyen sokaktaki insanlar mı? İzlediğimiz televizyon dizileri, oynadığımız bilgisayar oyunları mı? Yoksa 24 senedir her şeye yetkisi olan ama hiçbir şeyden sorumlu olmayan iktidar mı?