Ahmet Kaya ve Adalar’da sabah yogası
Mesele, kültürel faaliyetin içinde bulunduğu siyasal momentle nasıl bir ilişki kurduğu ve kamusal hayatın siyasal anlam üretme kapasitesini nasıl etkilediğidir.
Türkiye’de bugün hâlâ etkisini sürdüren siyasal çatışmaların biçimlendiği önemli tarihsel dönemlerden biri 1990’lar oldu. Bu dönem, bir yandan Kürt hareketinin ve İslamcı hareketin kitleselleşerek mevcut siyasal düzen açısından iki önemli meydan okuma haline geldiği, diğer yandan bu meydan okumalar karşısında popülist milliyetçilik, laiklik ve Atatürkçülük etrafında şekillenen reaksiyoner kimlik ve yaşam tarzı siyasetlerinin de kitlesel ölçekte güç kazandığı bir dönemdi.
Çatışmalar yalnızca merkezi siyasal iktidar düzeyinde değil, aynı zamanda semboller aracılığıyla gündelik hayata, kentlere ve yerel yönetimlere taşındı. 1990’lar boyunca yaşanan yoğun iç göç de bu süreci daha belirgin hale getirdi; farklı siyasal, kültürel ve toplumsal kimliklerin aynı kent mekânında karşılaşması, kimlik siyaseti etrafındaki gerilimlerin kent yaşamında daha görünür ve somut bir nitelik kazanmasına yol açtı. Böylece siyasal mücadele, merkezi devlet iktidarının yanı sıra kent mekânında, yerel yönetimlerde ve gündelik hayatın örgütlenme biçimlerinde de görünürlük kazandı.
Siyasal mücadelenin yerel yönetimler düzeyinde belirgin bir karşılık bulması, 27 Mart 1994 yerel seçimleriyle daha da görünür hale geldi. Refah Partisi (RP), bu seçimlerde 15 büyükşehrin 6’sını kazanarak önemli bir seçim başarısı elde etmişti. Ancak bu başarıyı yalnızca kazanılan belediye sayısı üzerinden değerlendirmek, dönemin siyasal anlamını sınırlı bir çevreye hapsetmek olur. Asıl önemli olan, belediyelerin RP açısından toplumsal tabanıyla doğrudan ilişki kurabildiği ve yönetme pratiği geliştirebildiği alanlara dönüşmesiydi. Bu açıdan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ayrı bir önem taşıyordu. Türkiye’nin siyasal, ekonomik ve kültürel merkezinde bulunan bu belediyecilik deneyimi, RP açısından iktidara yönelik daha geniş bir siyasal iddianın somutlaştığı bir deney alanı oluşturdu. Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı görev süresinin gerilimli bir siyasal ortamda ilerlemesi, ardından hapis cezası alarak görevinden uzaklaştırılması, daha sonraki siyasal söyleminde belirginleşecek mağduriyet, dışlanma ve temsil temalarının somut bir siyasal deneyim üzerinden şekillenmesine zemin hazırladı. Bu süreçte belediyeler yalnızca kamu hizmetlerinin yürütüldüğü idari bir kurum değil, siyasal kimliğin, yönetme kapasitesinin ve temsil siyasal propagandaların gündelik hayat içerisinde kurulduğu ve yeniden inşa edildiği bir mücadele alanı haline geldi. Böylece siyasal mücadele, merkezi iktidarın yanı sıra yerel yönetimler ve kent mekânı üzerinden de somutlaşmaya başladı.
Cumhuriyet’in 75. yılına gelindiğinde ise söz konusu gerilimler siyasal, toplumsal, ve simgesel alanda daha belirgin bir görünüm kazandı. Rejim, 28 Şubat süreci ve RP’nin kapatılmasıyla birlikte Cumhuriyet, laiklik ve ulusal kimlik tahayyülünü kapsamlı kutlamalar ve kamusal semboller üzerinden öne çıkarırken, mevcut siyasal atmosferin de etkisiyle Atatürkçülük ve laiklik geniş toplumsal kesimler açısından giderek daha güçlü bir siyasal kimliğin unsurlarına dönüşüyordu.