Ankara’da rock müzik ölmedi ama tuhaf kokuyor

Ankara kitabına uygun bir müzik şehri olamadı ama sosyal medyanın olmadığı yıllarda analog bir etkileşim dünyası yarattı.

Paylaş
Taner Akdoğan’ın arşivinden bir Manhattan gecesi. Kaynak: Lavarla.
Taner Akdoğan’ın arşivinden bir Manhattan gecesi. Kaynak: Lavarla.

Ortaokuldaydım, Anıtkabir’e bakan ilkokulumda her sene yapılan kermese o zamanki okul müdürümüzün kızı ve arkadaşlarından oluşan bir grup geldi. Koca ağaçların arasına kurulan küçük amfiler ve bir davuldan çıkan Red Hot Chili Peppers’ın "By the Way" şarkısını ilk kez canlı duyup peşinden uzun yıllar sürükleneceğim bu müzik tarzına karşı hatırladığım ilk merağı duydum. Bu müzikle ilgili her şeyi öğrenmeye çalıştım, yine hiçbir ismi aklımda tutamadım ama bi' duysam kesin biliyordum o şarkıyı.

Athena’nın Her Şey Yolunda kasedini aldım, yemyeşil. Mor ve Ötesi’nin Dünya Yalan Söylüyor kasedini aldım, masmavi. Türkiye’de müziğe dair şimdiye kadar dinlediklerimden daha renkli bir şeyler deneniyordu, buna tanıklık etmekten de keyif alıyordum. Ben büyürken, Ankara sonraları bolca dikenli tel ve GBT’yle yok edilse de herkesin içkisini alıp sözleşmeden aynı yerlerde buluştuğu sokaklarda, mini barda, Sakal Pub’ın önünde, Tunus Caddesi’ndeki boş binada, If’in önünde, Corvus’ta ve benzinliğin yokuşunda iyi müzik yapmaya, iyi müzik dinlemeye çalışan insanlarla doldu. Benzer dönemlerde içinde Ankara geçen bir sürü şarkı, içinden Ankaralı geçen bir sürü grup teker teker meşhur oldu. Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkanı vermiyordu belki ama belli ki Ankara veriyordu.

Andrea J.C. Baker, The Great Music City: Exploring Music, Space and Identity [Büyük Müzik Şehirleri: Müziği, Mekanı ve Kimliği Keşfetmek] kitabında müzik ile kent arasındaki ilişkiyi ekonomi, yaratıcılık, müzik mirası ve bütünsel tanım olmak üzere dört temel başlıkta inceliyor. Bununla birlikte “müzik şehirleri” kavramının sadece kültürel bir imajdan ibaret olmadığını, şehir planlaması, kimlik politikaları, yerel ekonomi ve toplumsal etkileşim gibi birçok katmanla ilişkili olduğunu da ortaya koyuyor.

Böyle değerlendirildiğinde, Ankara bazı güzel tesadüfler ve genç yaratıcı potansiyele açık bir ortamın varlığıyla şekillenip bir "kültürel hafıza" yaratmayı başardı. Ancak politik atmosfer ve İstanbul merkezli kültürel ekonomi nedeniyle "müzik şehri" tanımına tam olarak yerleşemedi. Kitabına uygun bir müzik şehri olamadı belki ama ne kadar yazsam birilerinin eksik kalacağı paydaşlarıyla birlikte sosyal medyanın henüz hayatımızda olmadığı yıllarda tamamen analog bir etkileşim dünyası yarattı.