Antakya'dan uzakta Antakya'yı düşünmek

Çaresizliği, acıyı, öfkeyi unutmuyorum. Affetmiyorum. Kimseyle helalleşmiyorum.

Paylaş
Harbiye, Antakya, Mart 2023. Fotoğraf: Hazal Doğruel.
Harbiye, Antakya, Mart 2023. Fotoğraf: Hazal Doğruel.

“Her şey yalnızca bir kere olur ama sonsuza kadar sürer… Bellek, sonsuzluğun zemininde dolaşan uyurgezerin tılsımıdır… İnsanın yeryüzündeki görevi hatırlamaktır, hatırlamayı hatırlamak.” —Henry Miller

Bu yazıyı uzun süredir aklımın bir köşesinde yazıp duruyorum. Siliyorum, birilerine okutuyorum, rafa kaldırıyorum ve yeniden okuyorum. Yazıyı kafamda tartıp biçtiğim zamanların biri, Sasa Stanisic’in Köken adlı kitabını okuduğum bir zaman dilimine denk geldi. İlk sayfalarda şöyle bir cümleyle karşılaştım: “Doğduğum hastane artık yok.” Uzun uzun düşündüm, benim doğduğum hastane de artık yok.

Evden yaklaşık 3.500 kilometre uzakta, depremin üçüncü yıldönümünde 6 Şubat'ın ağırlığını içimde fazlasıyla hissettiğim, bu kadar uzak mesafeden “anmak” için kendime yollar aradığım bir ruh halindeyim. Aynı acıyı paylaştığın insanlarla bir araya gelememek, anmayı kaçınılmaz olarak bireyselleştiriyor. İnsanı yalnızlaştırıyor. Bana göre anmak, bu yalnızlıkla baş edebilmek için anmanın kolektifliğini ve son üç yılda Antakya ile kurduğumuz ilişkinin nasıl değiştiğini düşünmek anlamına geliyor.

Bu yazıyı da kendi hatırlama yollarımı yazıyı okuyacak insanlarla ortaklaştırabilmek adına yazıyorum. Bizi bir yere ve birbirimize bağlayan, ait hissetmemizi sağlayan şeyler üzerine düşünüyorum. Depremden sonra bu bağların nasıl dönüştüğünü, nasıl yeniden üretildiğini, artık fiziksel olarak var olmayan ya da bambaşka biçimlerde var olan bir mekânda hatırlamanın imkânlarını düşünüyorum.

Elektrik ve su kesintileri, su baskınları, hafriyat kamyonları, trafik kazaları, ulaşımın güçlüğü ve toplu taşımanın neredeyse imkânsızlığı… Antakya'da hayat üç yıldır konteynerlerde aşağı yukarı böyle devam ediyor. Hatırlamak ve kenti yeniden üretmek de anmanın bir yolu haline geliyor. Umutsuzluk, yılgınlık ve "yeni normalin" anormalliği içinde Antakyalılık artık kendini ifade etmenin bile hak arayışına dönüştüğü bir mücadele yöntemi oluyor. Kendi içimde de bir mücadeleye dönüşen Antakyalılık kimliğiyle Antakya’yı anmak ve aklımda dönüp duranları anlatmak istiyorum.