“Başkaları için var olan bilinç”in tarihselliği ve çevirimatik

Paylaş
“Başkaları için var olan bilinç”in tarihselliği ve çevirimatik

Tek bir cümle kalır geriye bazen bir kitaptan. Hatta kalınca bir külliyattan. Tek ama çarpıcı bir cümle. Nakış gibi işlemiş, derinlere nüfuz etmiş, sıkı sıkıya yapışmış kalmış. Ya da başkalarının dikkatinden kaçmış, size yapışmış, sizin zihninize mıhlanmış.

“Dil, başkaları için var olan bilinçtir” sözü kaldı mesela Henri Lefebvre’nin Marx’ın Sosyolojisi adlı eserinden geriye bende. O kadar hacimli kitap, neler neler anlatıyor Marksizm ile sosyolojinin ilişkisine, toplum ve birey çözümlemelerine, “toplumsal olanın” nasıl irdeleneceğine vb. dair ama okurken en çok bu cümleden etkileniyorsunuz, o takılıp kalıyor bir şekilde zihninizde.

Koskoca yapısalcılık ekolünden, Ferdinand de Saussure okumalarından falan kalan “langue” ile “parole” ayrımı bir başka örnek olabilir mi peki? Neden olmasın! Sağlam, kalıcı, yapısal olan “dil” ve hafif, yüzeysel, uçup kaçan “söz” arasındaki ayrım işte. Daha kitabi ifade edecek olursak: langue kişinin dili konuşma yetisi ya da kapasitesi, parole ise konuşan kişinin gerçekte ifade ettiği söz. Oku, oku, oku… ama budur özü!

Kabalaştırma/basitleştirme/indirgeme ya da daha şık bir ifadeyle sadeleştirme/yalınlaştırma da var elbette bu kestirip atma yahut özetleme işlerinde. Gelgelelim zihin ve onun uzun erimli hali hafıza, böyle çalışıyor neticede: Her şeyi hatırlayacak değil ya, o (okuma yaptığı) dönem için ve o dönemki birikimine uygun, okuru en çok etkileyen sözleri/cümleleri ya da tüm bir çalışmanın (kendince yakalayabildiği) özünü kayıtlara geçirebiliyor sadece. İndirgemeci bir “yapı” bu bellek neticede.