Bir duygunun müzesi: Orhan Pamuk’a duyulan nefretin nostaljisi
Bugün Tarkan şarkılarıyla 90’ları hatırlarken, Orhan Pamuk tartışmalarıyla aynı dönemin kavgalarını da yeniden yaşıyoruz.
Haftalar önce Tarkan konserleri etrafında yükselen coşku, Türkiye’de uzun süredir biriken güçlü bir duygunun dışavurumu olarak ortaya çıktı: 90’lara ve 2000’lerin başına duyulan kolektif özlem. Hatta öyle bir özlem ki, insan hakları açısından Türkiye’nin en karanlık yılları arasında gösterilen 90’lar Türkiyesi’ni güzellemek de bu çaresiz nostalji histerisine dahildi.
Maurice Halbwachs’ın kolektif hafıza teorisine göre, toplumlar geçmişi bugünkü ihtiyaçlarına göre yeniden anlamlandırır. Bugünün ekonomik belirsizlikleri, siyasal gerilimleri ve gelecek kaygısı, geçmişi “daha sade”, “daha umutlu” ve “daha özgür” olarak yaftalar. Bu anlamda günümüz Türkiyesi’nde nostalji de çoğu zaman geçmişin gerçekliğiyle ilgili değildir. Geçmiş, bugünün ihtiyaçlarına göre yeniden kurgulanmış geçmişin bir versiyonudur.
Tarkan konserleri bu hafızayı tetikleyerek “güzel günlere özlem” duygusunu sembolik anlara dönüştürürken, yalnızca birkaç hafta sonra yayına giren Masumiyet Müzesi dizisiyle başka bir nostalji biçimi daha görünür oldu: Eski Türkiye günlerinin sert kutuplaşmalarına ve kolektif nefret duygularına duyulan özlem. Masumiyet Müzesi romanından uyarlanan dizi sayesinde, yazar Orhan Pamuk onunla yeni tanışan Z kuşağı ve bugüne kadar yazara mesafeli duran yeni okur kitlesi için popüler kültürün merkezine yerleşti.