Bizi öldüren filmleri neden seviyoruz?

Çocukluğumuzda izlediğimiz filmler, arzularımız hakkında bizden daha fazla şey biliyor olabilir.

Paylaş
Bizi öldüren filmleri neden seviyoruz?
MİYAZMA KAMPI'NDA ERGENLİK ARZULARI VE ÖLÜM (Jane Schoenbrun, 2026).

Çocukken izlediğimiz bazı filmleri yıllar sonra hatırladığımızda aklımıza hikayelerinden önce o filmlerdeki kimi anlar gelir. Bu görüntülerin bizi neden bu kadar etkilediğini açıklamakta zorlanırız. Korktuğumuzu söylemek kolaydır, heyecanlandığımızı söylemek de öyle. Fakat korkuyla heyecanın birbirine karıştığı yerde, henüz adını koyamadığımız başka bir duygu da yaşamış olabiliriz. Jane Schoenbrun’un sinemasında giderek belirginleşen, benim de çok sevdiğim fikir burada başlıyor. Çocukluğumuzda izlediğimiz filmler, arzularımız hakkında bizden daha fazla şey biliyor olabilir. Biz kendimize uygun bir hayat kurmaya çalışırken onlar hafızamızın kuytu bir köşesinde, o hayata sığdıramadığımız ihtimalleri saklamayı sürdürüyor.

I Saw the TV Glow, bu ihtimallerin bastırılmasını insanın bütün ömrüne yayılan bir dehşet olarak ele alıyordu. Popüler kültür, yaşanamamış hayatların tekinsiz arşivine dönüşüyor, bir televizyon dizisini hatırlamakla kendi varlığının üzerindeki örtüyü kaldırmak arasında ürpertici bir yakınlık kuruluyordu. Miyazma Kampı'nda Ergenlik Arzuları ve Ölüm aynı meseleye çok daha şehvetli, komik ve kanlı bir yerden yaklaşıyor. Önceki filmin boğucu kederinin yerini mahcubiyetle kahkahanın sürekli birbirine çarptığı bir atmosfer alıyor. Schoenbrun, bu kez kendimizi bir görüntüde tanıdıktan sonra onunla ne yapabileceğimizi merak ediyor. Ekranın karşısında oturan bedenin, yıllardır izlediği fanteziye katılabilmesi için aşması gereken mesafeyi ölçüyor.