Çürüyoruz demek ne işe yarıyor?

Yeni bir yılın gelişini nasıl tanımlamayı tercih ediyoruz?

Paylaş
Çürüyoruz demek ne işe yarıyor?

Yeni bir yılın gelişini nasıl tanımlamayı tercih ediyoruz? Temiz, yeni bir sayfa… Bir öncekini hatırlatmayan, her şeyiyle bambaşka olmasını dilediğimiz bir dönem. İhtimaller arasında yalnızca “ilerleme” var, aklımızda hep daha iyisinin olacağı. Bugünden yarına, haftanın başından sonuna, çocukluktan yaşlılığa zamanın doğrusal biçimde aktığını düşünmeye meyilliyiz. Hayatımızı tekdüze görsek bile zamanın akıp gittiğini, belki “eski güzel günlerin” bir daha geri gelmeyeceğini düşünüyoruz.

Zamanı doğrusal, durmadan ileriye akan, yalnızca yeniliklere gebe bir mefhum olarak görmek, modernleşmeden miras kalmış bir alışkanlık. Toplumların kabile yaşamından ve takas ekonomisinden “ilerleyerek” modern toplumları oluşturduğu varsayılır. İşbölümü, sosyal yaşamdaki kurallar, toplumsal düzen, yüksek sanat, falan filan. Azgelişmiş toplumlara, eski alışkanlıklarını geride bırakarak ilerlemeleri gerektiği sıkça hatırlatılır mesela. İlerleme trenini kaçırdığını düşünenlerin zamanı hep böyle doğrusal mı akar?

Zaman, bireylerin algısı ve deneyimiyle biçimlenen göreceli bir mefhum olsa da, hepimizin diline pelesenk olmuş bazı siyasi ve ekonomik yorumların temelini de oluşturuyor. Gündelik hayatta, sokakta, evdeki sohbetlerde Türkiye ya durmuş yerinde sayıyor ya da hep geriye gidiyor. “Sosyal çürüme” diye anılan, her toplumsal infialde teselli üreten popüler söylem de bu yüzden epeyce benimsendi herhalde. Neredeyse her çıkmazı aşıveren, her kilidi açıveren bir analiz aracına dönüştü. Üstelik politik spektrumun neredeyse her yanında alıcı buluyor.