Mesele esir düşmek mi, yoksa teslim olmamak mı?

Politik sinema en haklı olduğu yerde bile kolaycılığa düşebilir. Ne yazık ki Sarı Zarflar da buna teslim oluyor.

Paylaş
SARI ZARFLAR (İlker Çatak, 2026).
SARI ZARFLAR (İlker Çatak, 2026).

Türkiye üzerine politik film yapmak bugün başlı başına zor bir iş. Bunun nedeni yalnızca sansür, baskı ya da yasaklar değil. Daha sinsi bir mesele de var: Otosansür. İnsanlar çoğu zaman neyi söyleyemeyeceklerini, başlarına ne gelebileceğini, hangi kapıların kapanacağını, hangi fonların kesileceğini baştan hesaplayarak yazıyor, düşünüyor, çekiyor. Böyle bir iklimde sinema ister istemez ikiye ayrılıyor: Bir tarafta memleketin sert meselelerinden uzak durmayı seçenler var, diğer tarafta o meselelere değinmek isteyen ama bunu yaparken büyük bedelleri göze alması gerekenler.

Bu yüzden, İlker Çatak’ın Berlinale’de Altın Ayı ödülü kazanan Sarı Zarflar filmi gibi, buraya dışarıdan bakan yönetmenlerin Türkiye üzerine kurduğu politik anlatılar ilgi çekiyor. Çünkü o mesafe içeridekilerin çoğu zaman sahip olamadığı bir hareket alanı açıyor. Yönetmen daha rahat düşünebiliyor, daha rahat fon bulabiliyor, filmini daha rahat dolaşıma sokabiliyor. Bu durum ilk bakışta verimli görünüyor. Nitekim kimi zaman gerçekten verimli de. Bazı hakikatler, içeride gündelik hayatın baskısı altında donup kalırken, uzaktan bakıldığında daha belirgin hale gelebiliyor.