İstediğiniz yaşamı elde etmek üzerine

Psikanaliz kuramcıları bize kendi bakış açılarına göre “iyi bir yaşamı” neyin oluşturduğundan söz eder.

Paylaş
İstediğiniz yaşamı elde etmek üzerine
En kötüsünü bilmenin ödülü nedir? —Donald Barthelme, Snow White

ABD’li düşünür Richard Rorty, bilindik pragmatik açıklamalarının birinde, bir şeyin doğru olup olmadığını anlamanın yegâne yolunun “istediğiniz yaşamı elde etmenize yarayıp yaramayacağı” olduğunu yazmıştı. Bu ya kışkırtıcı bir iddiayı ya da tüketici kapitalizminin epistemoloji kılığına girmiş bir başka reklamını andırır. Richard Rorty’nin dokunaklı ve nükteli küstahlığı hakkında nasıl hissedileceği, kuşkusuz kültürel tercihlere, önyargılara ve siyasi görüşe bağlıdır. İstediğim yaşamı elde etmek ile “bizim” isteyebileceğimiz yaşamı elde etmek arasında, belirli bir çeşit sahiplik, açgözlü bireycilik ile bir kolektif siyasi proje arasında önemli farklar olabilir (“istediğim yaşam” ifadesi aynı zamanda kendimde bir istikrarı ve bir dereceye kadar kesinliği ima eder, istediğim yaşam fikri kendi akışımı düzeltir). Ayrıca, aynı sebeple, Richard Rorty’nin psikanalizle ilişkili olarak “pragmatist hakikat” tanımının kullanımında belli zorluklar vardır, psikanaliz hakikate ve insanların istediklerini iddia ettikleri yaşamlara ilgi duyduğunu öne sürer.

Richard Rorty’nin hakikat tasviri psikanalitik bağlamda okunursa, örneğin Slavoj Zizek’in kullanışlı sözleriyle, açıkça hakikatin farklı bir versiyonunu arayan Lacan’ın psikanalitik tedavi amacıyla kolayca eşitlenemez. Zizek, Lacan’ın psikanalitik tedavi amacının “hastanın iyi oluşu, başarılı bir sosyal yaşamı veya kişisel tatmini değil hastayı kendi arzusunun temel koordinatları ve açmazlarıyla yüzleştirmeyi sağlamak” olduğunu yazar. Hastanın istediği yaşamı elde etmesine yardım etmek Lacan’ın öncelikleri arasında gibi durmuyor (ve “açmazlar” tabii ki Rorty’nin işi değil). Freud’un psikanalizinin “istediğiniz yaşamı elde etmekle” bir ilgisi olup olmadığını ya da ne anlamda bir ilgisi olduğunu, ilgisi yoksa da neyle ilgisi olabileceğini düşünmeden edemeyiz. Nihayetinde Freud kuramının kalbine arzuyu yerleştirir ancak bunu radikal bir biçimde güçlendirmek üzere istediğinizi düşündüğünüz şeyin "sorunların başladığı yer" olduğunu söylercesine yapar. Yine de istemek hem psikanaliz hem de Amerikan pragmatizmi için William James’in sözleriyle “meydana gelmekte olan” şeydir. Hem Freud’un psikanalizi hem de Rorty’nin pragmatizmi farklı yollarla istemenin niçin önemli olduğunu ve aynı zamanda istemenin, sanki isteklerimizden ibaretmişiz gibi, bilmeyi en çok istediğimiz şey haline gelmesini anlatır.

Psikanalizin amaçlarına ilişkin tüm açıklamaların “tanımlamalar” olarak sunulan reçeteler olduğunu unutmak kolaydır. Kuramcılar psikanalizin amacının ne olduğunu —tedavi kavramının ne olduğunu, başarılı bir tedavinin neyi gerektirdiğini— anlatma kisvesi altında, aslında bize iyi bir yaşamın ne olduğuna ve kişinin ne istediğini varsaydıklarına (bir analistin ofisine giren bir kişi bir sözlüğe girer ve sözlük her zaman bir istekler sözlüğüdür) dair kendi açıklamalarını verirler. Psikanalistler aramamız gereken iyiliği bize söyleme konusunda fazlasıyla gönüllüydüler ama önerilen iyiliği tartışmaya açmak veya önerilen iyiliğin mutlak değerler değil de yaşam deneyleri olabileceği fikrini verecek kadar istekli değillerdi.