Kadıköy savunusunda aşılamayan seküler sınırlar

Kadıköy Rıhtımı’nda yapılması planlanan cami projesi yeniden siyasal ve toplumsal gündemin merkezine taşındı.

Paylaş
Kadıköy savunusunda aşılamayan seküler sınırlar

Erken Cumhuriyet döneminden itibaren İstanbul’un popüler kent mekânlarından biri olagelen Kadıköy, bu özelliğini son 10–15 yılda belirgin biçimde pekiştirdi. Özellikle Gezi Direnişi sonrasında artan siyasal baskılar, uzun yıllar kentin siyasal, toplumsal ve kültürel odağı olagelmiş Beyoğlu’nun bu işlevlerini kademeli olarak aşındırmıştı. Kamusal görünürlük, ifade ve toplanma pratiklerinin daraldığı bu süreçte, Kadıköy,zaten sahip olduğu popülerlik ve kamusal kullanım kapasitesi üzerinden bu yoğunlaşmanın başlıca mekânsal taşıyıcısı haline gelmişti. Bu aşınma, dönemin AKP’li belediye yönetimi tarafından içki satışı yapan işletmelere yönelik yaptırımlar, kamusal alan kullanımını sınırlandıran keyfi düzenlemeler ve kolektif toplanma ile gösteri pratiklerini hedef alan baskıcı müdahaleler aracılığıyla somutlaşmış, Beyoğlu bu yolla kamusallığın üretildiği bir merkez olmaktan sistematik biçimde uzaklaştırılmıştı.

Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs kutlamalarına kapatılması, Gezi Direnişi sonrası hiçbir muhalif protestoya izin verilmemesi, başta Cumartesi Anneleri olmak üzere toplumsal muhalefetin bir araya gelme mekânı olarak kullandığı Galatasaray Lisesi önü ile kitlesel yürüyüşlerin başlangıç noktası olan Tünel Meydanı’nın toplanmalara yasaklanması bu sürecin somut örnekleri arasında sayılabilir. Aynı dönemde, Taksim Meydanı’nda inşa edilen ve Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından “bir buçuk asırlık bir mücadele mazisinin” sonucu olarak tanımlanan Taksim Cami’nin, İstanbul’un fethine referansla 28 Mayıs 2021’de ibadete açılması, bu dönüşümün simgesel siyasetteki boyutunu da görünür kıldı.

Taksim Meydanı’ndan İstiklal Caddesi’ne doğru bakıldığında, tarihsel olarak alanın simgesel odaklarından Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi’nin görsel haşmetini aşan cami, konumlanışıyla dinsel bir işlev üstlenmenin yanı sıra kamusal mekânın yeniden tanımlanmasına ilişkin güçlü bir sembolik anlam taşıdığını da görünür kılar. Beyoğlu’nun her türlü toplumsal ve siyasal muhalefet pratiklerinden büyük ölçüde arındırıldığı bir süreçte yükselen Taksim Cami, iktidarın kamusal mekâna yönelik hegemonik müdahalesinin sembolik bir ifadesidir. Bu yönüyle yapı, yalnızca Gezi Direnişi’nin bastırılmasının ve Beyoğlu’nun muhalif kamusallıktan tasfiyesinin değil, aynı zamanda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan Batılılaşma hamlelerine karşı İslamcı hareketin “bir buçuk asırlık mücadelesi”nin sembolik bir “zafer anıtı” niteliği taşır.

Bu dönüşüm, muhalif kitleler açısından Kadıköy’ün hem kültürel hem de sosyopolitik bir çekim merkezi olarak öne çıkmasını ve muhalif kamusallığın yeniden üretildiği başlıca mekânlardan biri haline gelmesini de beraberinde getirdi. Toplumsal muhalefet içerisinde yer alan ve bedel ödemeyi göze alan devrimci yapıların 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasına yönelik ısrarlı talepleri sürmekle birlikte, anaakım sendikal hareket uzunca süredir bu yöndeki ısrarından –Nisan aylarının son haftasındaki yoğun basın açıklamalarını bir kenara koyarsak- büyük ölçüde vazgeçmiş gibi duruyor. Sendikal aktörler açısından Kazancı Yokuşu’na sembolik çelenk bırakılması yeterli bir temsil pratiğine dönüşürken, Cumartesi Anneleri Galatasaray Meydanı’na yönelik yasaklar nedeniyle polis barikatları önünde kısıtlanan mücadeleleriyle kamusal görünürlüklerini korumaya çalışıyorlar. Benzer biçimde, toplumsal muhalefetin Tünel Meydanı’nda toplanarak İstiklal Caddesi’ne yönelme girişimleri yoğun polis ablukasıyla engelleniyor, eylemler çoğunlukla Şişhane Meydanı’nda yapılan kısa süreli basın açıklamalarıyla son buluyor.