Kapitalizm nasıl bir halüsinasyona dönüştü?

Ekonomi hepimizin ortağı olduğu bir çılgınlığa dönüştüğünde, yaşam da belirsizliğin bitmek bilmeyen koreografisi haline geliyor.

Paylaş
Kapitalizm nasıl bir halüsinasyona dönüştü?

Günümüz koşullarında kapitalizm artık üretim ya da faydaya dayanan "rasyonel" bir yapı olarak kendini göstermiyor; daha ziyade kolektif bir halüsinasyon, sanrılar, duygulanımlar ve spekülatif hayallerle sürdürülen bir ekonomi gibi işliyor. Eskinin “ilerleme” veya “çalışkanlık” anlatıları, yerlerini gereksinimden değil imgelerin hipnotik çekiminden üretilen arzunun belirlediği, sonsuz tüketimin ışıltılı cazibesine bırakıyor. Bir zamanlar kendini sözümona “ampirik” bir sistem olarak kuran bu yapı, vaatlerin, projeksiyonların ve sürükleyici yanılsamaların gerçeküstü atmosferini pekiştiriyor. Bu iklimde ekonomi serbest piyasadan ziyade inancın para birimine, süreklileşmiş gösterinin de neredeyse yönetim biçimine dönüştüğü ruhani bir olay gibi hissediliyor.

Hiperkapitalizm, gerçekdışı olanın gerçek olanı gölgede bırakacağı kadar yoğunlaşarak işler. Bu sarsıcı ortamda, gerçek ile yapay arasındaki sınır elbette anlamsız hale gelir. Yalnızca güvene dayanan kripto para birimleri bir anda milyarlarca dolar değer kazanabilir, bir lüks marka sıradan bir nesneyi aşkın ikon haline getirebilir veya bir sosyal medya platformu kişisel kimliği süreklileşmiş performansa dönüştürebilir. Mesela NFT’ler (dijital görsellerin dijital temsilleri) bu dönüşümü absürt bir açıklıkla ortaya koyar: değer artık maddi varlığa değil, onun etrafında üretilen halüsinatif aura’ya bağlanır. Sistem, istikrarla değil çarkları döndürmeye devam eden göz kamaştırıcı, baştan çıkarıcı yanılsamaları sürekli üretme kapasitesiyle ayakta kalır.

Ancak bu ışıltılı yüzeyin altında derin bir yönelim bozukluğu da yatar. Ekonomi hepimizin ortağı olduğu bir çılgınlığa dönüştüğünde, bu ekonominin içindeki yaşam da belirsizliğin bitmek bilmeyen koreografisi haline gelir. Bireyler, anlamın istikrarsızlaştığı, gerçeğin gerçek-olmayanla maskelendiği, ekonomik katılımın iradeyle değil sürekli dikkat gerektiren bir gösteriye katılmakla ilgili olduğu bir dünyada yol alırlar. Gerçeküstü görünen gündelik bir duruma dönüşür ve soru artık kapitalizmin nasıl işlediği değil insanı hem büyülerken hem de tüketmeyi nasıl başardığı olur. Bu halüsinatif mercek, bizim sadece kapitalizmde yaşamadığımızı, aynı zamanda onun rüyasının içinde yaşadığımızı, büyülenme ve baş dönmesi arasında asılı kaldığımızı, giderek yegane gerçeklik gibi hissettiren bir illüzyona katılmaya zorlandığımızı ortaya koyar.