Kendi hırsının altında ezilen bir film: “Kurtuluş”
Kurtuluş, belli ki yalnızca belli bir coğrafyanın ya da topluluğun hikayesini anlatmak istemiyor.
Emin Alper’in sineması uzun zamandır Türkiye’nin toplumsal gerilimlerini doğrudan açıklamak yerine onları kapalı alanlara yerleştirip baskı altında yaşayan karakterlerin ruh halleri üzerinden anlatmayı tercih ediyor. Bu alegorik yaklaşım bazen güçlü sonuçlar veriyor. Çünkü Emin Alper toplumsal olanı sloganla değil atmosferle, açık tezlerle değil tedirginlik duygusuyla kurabiliyor.
Emin Alper'in yeni filmi Kurtuluş da ilk bakışta böyle bir hattın üzerine yerleşiyor. Daha açılışından itibaren seyirciyi adı konmamış bir tehdidin, eski hesapların, yarım bırakılmış hafızaların içine atıyor. Fakat film ilerledikçe şu soru giderek büyüyor: Buradaki kapalılık gerçekten zenginleştirici bir tercih mi, yoksa anlatının taşımakta zorlandığı bir yük mü?