Kendini yaratamayan insan: Homo homunculus
İnsan, insan yapamamıştır. Oysa sürekli olarak buna çalışmıştır.
Yapay zeka, robotlar, bilgisayarlar, günümüzde tüm işlevsel yaygınlıklarına karşın hâlâ gündelik yaşamımız içinde kanıksanmış olduklarını söyleyemeyeceğimiz bu modernlik figürleri, tek yanlı bir mitosun içine sokuşturuluyorlar. Bir yandan da yansımış bir korkunun nesnesidirler: İnsanın kendi yarattığı güçlerin ululuğuna karşı, kısacası kendinden duymakta olduğu ürküntünün bir sonucu olan korkudur bu. Oysa bu korku yapay zekaya yakıştırılan devrimin çok daha öncesine uzanmaktadır.
19. yüzyıl boyunca, Sanayi Devrimi çevresinde yoğunlaşan övgüyle karışık bir makine korkusu, siyasal, ahlaki ve bilimsel boyutlarda tartışılıp durdu. İşin otomasyonu, 20. yüzyılın hatırı sayılır tartışma odaklarından biri haline geldi. Taylorizm ve Fordizm kendilerine yağdırılan tüm lanetlere karşın çeşitli kılıklarda karşımıza çıkmaya, hatta devrimden sonra Sovyetler'in ulusal fabrikalarında bile boy göstermeye devam ettiler. Her türlü iktisat kuramının evrensellik düzeyine ulaştırmaya çalıştığı verimlilik sorunu, makine kullanımının kendisinden kurtulunamayan bir dürtüsünü oluşturmuştu, hâlâ oluşturuyor.
Oysa makineler konusunda ve otomasyon tartışmalarında henüz dokunulmamış bir alan vardı. Değerinden kaybetse bile insan emeğinin, giderek makineleri örgütlemede ve kullanmada insan becerisinin ve zekasının rolüydü bu. Bilgisayar devrimi çevresinde geçen tartışmalar, insan yeteneklerinin elde kalan son kısmını da —ama kuşkusuz henüz en önemli kısımdı bu— onun elinden alan, "tutucular" tarafından onun kafa emeğinin değerini de ortadan kaldırabilecek bir güç olarak nitelendirilen, taraftarları tarafından da insanı çalışmasının önemli bir kısmından kurtarabilecek bir ilerleme olarak sunulan "bilgisayarlaşma" sürecini çeşitli alanlar çerçevesinde söz konusu ettiler.