Korku duvarında yeni bir gedik

“Yeniden aramıza hoş geldin Deniz, seninle gurur duyuyoruz.”

Paylaş
Korku duvarında yeni bir gedik

Korku her zaman bağıra çağıra gelmez, bazen usulca yerleşir insanın içine. Önce bir başkasının başına geleni görürsünüz, sonra söyleyeceklerinizi düşünürsünüz belki. Belki yazarsınız, okursunuz, bir daha yazarsınız, bir daha okursunuz. Sonra birkaç kelimeyi değiştirirsiniz. Biraz yumuşatırsınız, belki bir paragrafı çıkarırsınız, belki paylaşmaktan hepten vazgeçersiniz.

Esasen kimse size “sus” dememiştir, daha kimse kapınızı çalmamıştır, kimse size telefon dahi açmamıştır. Ama siz susmuşsunuzdur. Korkunun işini gördüğü yer belki de burasıdır işte: İnsanı susturmak için artık ona dokunmaya ihtiyaç duymadığı an. Çünkü insan kendi sansürlemeye başlamıştır.

Deniz Göktaş 88 gün sonra tahliye edildi. Hepimiz çok sevindik. Ama sevinirken içime oturan bir şey de var, 88 günlük tutukluluk. Bir stand-up gösterisinde söylediği dört cümle nedeniyle tutuklu kaldığını hatırlattı Deniz Göktaş. Mahkemede hesabını da yaptı, cümle başına 22 gün. Üstelik bu 88 gün, güneş almayan, temiz havadan yalıtılmış, başkalarıyla iletişim kurulamayan, yüksek güvenlikli bir hücrede geçti. 

Mahkeme Deniz Göktaş’a iki suçlamadan hapis cezası verirken, bir suçlamadan beraatine ve tahliyesine hükmetti. Bunlar davanın hukuki tarafı ama ben başka bir şey düşünüyorum: 88 gün boyunca dışarıda kalanları, yani bizi. 88 gün boyunca sahneye çıkanları, yazanları, çizenleri, oynayanları, şarkı söyleyenleri, mizah yapanları… Çünkü bir sanatçının tutuklanması yalnızca özgürlüğünden mahrum edilmesinden ibaret değildir. Dışarıdakilere de bir şeyler söyler: “Bak işte, bir cümlenin bile bedeli olabilir.”

Korku duvarı böyle örülüyor. Bir anda olmuyor hiçbir şey. Taş üstüne taş ekleniyor, her gün bir başka insan söyleyeceklerinden vazgeçiyor. Ama tuhaf şeyler de oluyor: Sanat icra edilmeye devam ediyor. Perdeler açılıyor, diziler çekiliyor, stand-up gösterileri yapılıyor, festivaller düzenleniyor, şarkılar söyleniyor. Galalarda fotoğraflar çekiliyor, ödüller dağıtılıyor. Herkes sanatın ne kadar önemli olduğundan dem vuruyor.