"Ölü Deniz" ve bir kuşağın siyasi hortlakları

Ölü Deniz gösterisi, 2013-2015 yıllarının siyasal ve toplumsal atmosferinden bugüne musallat olmuş bir hayalettir.

Paylaş
ODTÜ Sinema Topluluğu'nun "Yalnız Bırakma" başlıklı 1 Mayıs kortejine çağrı videosundan bir görüntü, 2016.
ODTÜ Sinema Topluluğu'nun "Yalnız Bırakma" başlıklı 1 Mayıs kortejine çağrı videosundan bir görüntü, 2016.

Türkiye siyasal hayatında bir 2013 kuşağından söz edilebilir mi? Sıra arkadaşımız Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” adlı ikinci gösterisini herkese açık şekilde YouTube’a yüklemesini takip eden haftalarda yaşananların ve kamuoyunda bulduğu yankıların bana düşündürdüğü soru bu oldu. Bir stand-up gösterisi, bir kişiye ait bir kültürel ürün üzerinden kuşak tartışması yapmak ilk bakışta zorlama görünebilir. Dahası, kuşak tartışmasının kendisinin ve ne zaman bir siyasal gündem ortaya çıksa kuşak anlatılarının devreye girmesinin kabak tadı verdiği de söylenebilir. Ancak Deniz’in hem gösterisinin hem de YouTube'a reklamsız yükleyerek gerçekleştirdiği eylemin böylesi bir etki yaratmış olmasının başta gelen sebepleri arasında (içerik, tarz ve yöntem gibi pek çok açıdan) spesifik bir geçmiş zamandan hortlamış hissi uyandırmasının yer aldığını düşünüyorum. Kronolojik olarak o kadar da eskide yer almayan mevzubahis geçmiş zamanı, Gezi isyanının yarattığı toplumsal ve siyasal atmosfer, nihayetinde 7 Haziran genel seçimlerinde siyasi iktidarın devrilmesiyle sonuçlanan 2013-2015 yılları olarak tanımlayabiliriz.

Deniz Göktaş’ın benim gibi birçok insana tuhaf bir aidiyet hissettirdiğini gözlemlediğim eylemiyle ilgili gazete ve kültür-sanat mecralarında yazılanlara bakarken bu çağrışımın başkaları tarafından da dile getirildiğini fark ettim. Konu üzerine kalem oynatanların bir kısmı iktidarın yoğun biçimde mizah yoluyla hedef alındığı Gezi eylemlerinden, 2014 ve 2015 seçimleri sırasında hem siyasal hem toplumsal sahnede yaygın olan politik hiciv tarzından[i] veya mizahın otoriter rejimler için nasıl daima tehlikeli olageldiğinden, memleketteki tarihinden ve sansürü, yasakları delebilen bir temsil alanı kurduğundan dem vurmuş. Benim kastettiğim ise genel olarak mizah, güldürü, iktidar, kültürel alan, otoriter rejimler arasındaki ilişkilerin niteliği ya da Deniz'in tarzı ile mevzubahis dönem arasındaki bir benzerlik, hatta devamlılık olduğu gibi vurguların daha ötesinde. Ölü Deniz gösterisinin birçok katmanıyla Derridacı anlamda hortlamış, 2013-2015 yıllarının siyasal ve toplumsal atmosferinden bugüne musallat olmuş bir hayalet olduğunu söylemeye çalışıyorum.