Pazar günleri neden bu kadar bunaltıcı?
Bu duyguyu muhtemelen hepimiz biliyoruz: Pazar günlerinin kasvetli boşluğu. Bizi sıkılmaktan bile alıkoyan tedirgin edici bir atalet, tuhaf bir tekinsizlik hali.
Sendromuyla dillere pelesenk olan pazartesi günleri, modern iş hayatında şanslıysak yaşayabildiğimiz iki günlük hafta sonu tatilinin peşi sıra bizi bekleyen, tadı damağımızda kalan kısa bir aranın ardından sorumluluklarımızla tekrar yüzleştiğimiz daimi bir döngünün ilk günü olarak karşımıza dikilir. Her anlamda korkunçtur, hafta sonuna olabilecek en uzak mesafedeyizdir. Zamanı geriye doğru akıtmak da mümkün değildir. Biriken işler ayağımıza dolanır, hafta sonu kafamızdan atmaya çalıştığımız tüm sorumluluklar yeniden yakamıza yapışır.
Pazartesi günlerinin herkesin malumu endişesine ve mutsuzluğuna dair söylenecek her şey söylenmiştir şüphesiz. Pazartesinin sevimsizliği malumun ilamıdır ancak sevimli bir tatil günü kılığında dolaşıp içten içe bizi bir sonraki haftanın mekanik ritmine hazırlayan pazar günü çok daha rahatsız edici bir eşiktir. Pazartesi dürüst bir düşmandır, pazar ise sahte bir nezaketle yanaşarak yarattığı zamansal sıkışmışlığı gizlemeye çalışır. Pazartesi günleri hiç değilse eylem ve yüzleşme vardır, pazar günlerinde ise bizi sıkılmaktan bile alıkoyan tedirgin edici bir atalet havada asılı durur.
Peki, pazar günleri neden bu kadar bunaltıcıdır? Çocukluk belleğimizi yokladığımızda pazar günlerini genellikle kışın üşüye üşüye yapılan banyo ve banyo sonrası saçların ensede bıraktığı ıslaklık eşliğinde yetiştirilmeye çalışan ödevlerle hatırlarız herhalde. Bir yanda belki soba yanar, diğer yanda yapılması gereken ütüler ve ödevler bekler. Tırnaklar kesilmeli, saçlar taranmalıdır. Haftalık itaat provasına yetişmek için hummalı bir hazırlık başlar. Ertesi güne hazırlanmanın yarattığı telaşlı melankoli ve yarının korkusu çocukluk anılarımıza nakşolmuştur. Elbette pazar günleri yalnızca bu hatıraları temsil etmez, aynı zamanda kalabalık aile pikniklerini ya da hafta sonu seyahatlerini de anımsatabilir. Pazar imgesi, sınıfsal konumdan bireysel etmenlere uzanan geniş bir yelpazede değişkenlik gösterebilse de genelde kolektif hafızamızda soğuk banyolarla ve garip bir tekinsizlik haliyle eşleşir.