Politik sahtekârlığın anatomisi
Muhalif siyaset bugün etkisiz bir gösteri, söylem ve temsil üçgenine sıkıştırıldı.
Billie Eilish, Grammy Ödülleri'nde yaptığı konuşmada ABD’deki göçmen karşıtı politikalara karşı tavrını ortaya koyarak “bu gaspedilmiş topraklarda kimse yasadışı değildir” dedi. Yerlilerin soykırımı üzerine inşa edilmiş bir ülkede ünlü bir şarkıcının böylesine keskin bir ifadesinin alkışlanmasına sevinmek anlaşılır. Fakat Billie Eilish gibi dünyanın sayılı yıldızlarından olan bir figürün politik olarak doğru konumlandığını beyan etmiş olması kayıtsız şartsız arkasında durabileceğimiz bir hareket midir? Peki, bu açıklamanın göçmenleri kollayan içeriğinden rahatsız olan sağcı bir sosyal medya hesabının ortaya attığı şu sorudan ne kadar kaçabiliriz: “Tamam, Billie. Fakat Los Angeles’taki 14 milyon dolarlık malikânen de bir zamanlar Tongva kabilelerinin yaşadığı yerde inşa edildi. Onu geri vermeyi düşünüyor musun?”
Yüreklere su serpen ama yaşadığımız hayata hiçbir gerçek etkisi olmayan ödül kabul konuşmaları, ışıltılı sahnelerden ezilenler lehine destek açıklamaları, belli bir alana hakim kültürel eliti bir araya getiren imza kampanyaları, sosyal medya üzerinden tavır beyanları… Siyaset maddi bir mücadele alanı olarak gitgide daralırken bir performans zemini olarak genişliyor, katı olan her şey gibi siyaset de buharlaşıyor. ABD’nin soykırımla edindiği zenginliklerden hiç de fena olmayan bir pay alan Billie Eilish’in çelişkisi kadar uç noktalara gitmeye bile gerek yok. Eylem ve söylem arasındaki bu kopuşun popüler kültürü de domine eden bir politik sahtekârlığa alan açması “işte bu” dedirten ödül konuşmalarıyla dünyası anlamlanan muhalifleri pek rahatsız etmişe benzemiyor.