“Sevdiğin işi yap” kültürü ve zararları

İşi iş değilmiş gibi göstermek tam olarak kimin işine yarıyor?

Paylaş
Sevdiğin işi yap. İllüstrasyon: Darren Garrett
İllüstrasyon: Darren Garrett.

“Sevdiğin işi yap. Yaptığın işi sev.”

Yalnızca “iyi bir küratörün eli değmiş” olarak tanımlanabilecek bir odada bu emirler çerçeveletilip asılmış. Bu odanın fotoğrafı ilk olarak popüler bir tasarım bloğunda çıktıysa da hızlıca Pinterest ve Tumblr gibi yerlere aktarıldı, bugüne dek binlerce kez beğenildi.

Aşkla ışıklandırılmış ve fotoğraflanmış bu oda, kabaca ütopya benzeri bir şeyi ya da yeri keyifle arzulamak olarak çevrilebilecek Almanca terim Sehnsucht’u andırmak için tasarlanmış. Dinlenme alanına çalışma methiyesi katsa da, bir dizi cicili bicili sanatsal eşyayla dolu ve çalışmanın angaryadansa aşkın ta kendisi gibi görüldüğü bu “sevdiğin işi yap” oturma odası, Pinterest ve beğeni meraklılarının tam da olmayı arzuladığı yer. İki kanatlı tablo düzenlemesi Ortaçağ evlerindeki mihrapların seküler muadiliymiş izlenimi uyandırıyor.

“Sevdiğin işi yap” (Do What You Love) sözünün günümüz iş hayatının gayriresmi sloganı olduğuna hiç şüphe yok. Sorun ise bunun beraberinde kurtuluşu değil, gerçek emeğin değersizleşmesini getirmesi. Buna değerini yükselttiğini iddia etme taklidi yaptığı işler de dahil. Hepsinden önemlisi de emekçilerin büyük çoğunluğunun insanlıktan çıkmasına yol açıyor.

“Sevdiğin işi yap” ilk bakışta moralleri yükselten bir tavsiye, bizi en çok neyi yapmaktan hoşlandığımızı düşünmeye ve onu karşılığında ücret alabileceğimiz bir girişime dönüştürmeye teşvik ediyor. Peki, keyfimiz niye kâr amacı gütmeli? Bu vecize kime hitap ediyor? Kime etmiyor?