Sorrentino’nun ilk yaşlılık filmi: “La Grazia”
La Grazia sanki “ağırlık olmadan lütuf olmaz” diye hüküm veriyor. Ağırlığı gördük. Peki lütuf? İzine bile rastlanmıyor.
Paolo Sorrentino’nun son filmi La Grazia'da “yeniden hafifliği bulmaktan”, hatta ağırlıktan kurtulma arzusundan sık sık söz ediliyor. Neredeyse son planın meselesi de bu (aslında tam “son” değil, olası finalleri biriktirmeyi seven Sorrentino, jeneriğin içine bir de son bir komik kıvraklık yerleştiriyor). Bu, yönetmenin sevdiği türden şiirsel bir görüntü.
Sorrentino’nun bunu ilk kez yaptığı da söylenemez; hatta denebilir ki bu, onun karakterlerinin çoğunun yarı gizli ufkudur: Muhteşem Güzellik (La Grande Bellezza, 2013) filmindeki melankolik jet sosyete adamından Gençlik (Youth, 2015) filmindeki yaşlı, yatağa düşmüş tiplere, hatta Loro (2018) filmindeki Silvio Berlusconi’ye kadar. Büyük bir üslup curcunası ya da reklam estetiğini andıran görüntülerin (Parthenope, 2024) ardında, sahnelemesi sanki derinliği tam ölçülemeyen bir duyguyu, bir yerlerde söze dökülemeyen bir baş dönmesini görünür kılmaya çalışır. “Büyük güzellik” ile “lütuf” bu anlamda aynı arayışın iki adı gibidir.
Ne var ki La Grazia, Toni Servillo’yu Sorrentino’nun kamerası önünde yeniden başrole döndürmesine rağmen bu kez etkiler konusunda son derece ölçülü ilerliyor. Film, görev süresinin son demlerindeki bir cumhurbaşkanını (Mariano de Santis) izliyor: Yıllar önce ölmüş karısının hayaletiyle birlikte yaşayan, yaşlı bir merkezci hukukçuyu. Karakterin kızı onu nasıl diyete sokuyorsa, Sorrentino da “sos” konusunda cimri: Elbette burada bir ağır çekim, şurada kameraya bir bakış var ama genel olarak sahneleme daha ketum, hatta daha ağırbaşlı. Bu ağırlık, özellikle Mariano de Santis’in omuzlarında taşıdığı psikolojik (karısının hatırası) ve ahlaki yükü işaret etmek için var.