Türkiye’de genç olmak
Türkiye’de genç olmak hayatta kalma mücadelesidir.
Türkiye’de genç olmak, bugün artık pek çok genç için yalnızca bir yaş meselesi değil; boğucu siyasi atmosferin, ekonomik belirsizliklerin, gelir dağılımındaki uçurumun, eğitim sistemindeki yapısal sorunların ve kültürel altyapı zayıflığının birlikte ördüğü bir hayatta kalma mücadelesidir.
Daha önce bana gençliği “hayatta kalma mücadelesi” olarak tanımlayacağımı söyleseydiniz böyle bir şeye ihtimal vermez, hatta bu ifadeyi çok sert bulurdum ama şimdi gayet yerinde bir tanım olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’de genç olmak, başka pek çok “şey” olmak gibi hayli zor ve hepimiz bu zorluğun tam içinde yaşıyoruz. Ülkenin bize neler çektirdiğini iyi biliyoruz fakat yaşam, hayatlarının henüz baharını yaşaması gereken gençler için de en az bizim hissettiğimiz kadar çetin ve mücadelelerle dolu. Oysa aramızda büyük farklar var. Göğüslememiz gereken dertlerin eşit olması yaşam döngüsü bakımından, varoluşsal tecrübe bakımından adil değil.
Gençlik dediğimiz dönem, insan yaşamı evrelerinin belki de en uçuş uçuş olduğu, saçmalamanın en fazla hak edildiği, renkli geçmesi gereken yıllardan oluşur, gelgelelim Türkiye’de gençlik dönemini tarif ederken bunlardan bahsetmek bile neredeyse şımarıklık, neredeyse lüks.
Türkiye’de çocuk olmanın nasıl bir şey olduğuna dair deneyimim, beni çocuklar için bir “politik dizi” yazmaya yönlendirdi çünkü insanın (“ağaç yaşken eğilir” deyiminde olduğu gibi) küçük yaşlarda şekillendiğini, bazı temel düşünme modellerini edinmek için gençlik ya da yetişkinlik dönemlerinin geç olduğunu düşünenlerdenim.
“Çocukların Türkiyesi” ifadesi benim için zamanla “gençlerin Türkiyesi”ne evrildi çünkü hem çocuğumun yaşının ilerlemesi hem de gençliğin tehlike altında olduğunu bize fazlasıyla net gösteren gelişmeler (uyuşturucu, suça bulaşan çocuklar, hızla artan zorbalık, sosyal medyanın olumsuz etkileri, ekonomiden sebep savrulmalar) beni endişelendirdi. Bunu fark etmemle birlikte ergenlik, gençlik ve Türkiye üçlemesi üzerine çok daha fazla düşünmeye başladım. Geçmişte kendim de benzer süreçlerden geçtiğim halde, bu meseleyi çok etraflıca düşünmediğimi ancak ilgi çeken haberlerden ve ara ara yayımlanan dikkat çekici anket sonuçlarından edindiğim kadar bilgi sahibi olduğumu fark ettim. Oysa bir sorunu, üzerine endişelenecek kadar benimseyebilmek için önce meselenin içinden geçmek, onu anlamak ve tanımak gerekir.